Ana içeriğe atla

TARİH NE İŞE YARAR?

 


                Zannedilir ki tarih dersleri ezbere dayalı, kronolojik sorulardan müteşekkil sıkıcı bir Derstir. Yanlış. Tarih içinde sosyoloji, psikoloji, e
konomi, teknoloji, felsefe, taktik, strateji, sanat, edebiyat, kimya, fizik, mekanik ve daha birçok bilim barındıran; geçmişe bakarak bir şablon oluşturma, geleceği bu şablondan tahmin etme ve değerlendirme “San-Bil”i dir. (evet, uydurdum. Hem sanat, hem de bilim anlamına gelsin istediğim bir sözcük uydurdum. Bilgisayar da vaktiyle uydurulmadı mı? Uyduruldu. E? Sorun ne?)

                Size bazı olaylar, akışlar ve buna dayalı olarak tarih şablonları vermek istiyorum.

                Yıl İsa Peygamber (A.S.)’ın dünyaya gelişinden 209 önce. Mete Han tahta çıkmıştır. Babasının döneminde yaşanan olumsuzluklardan sonra umut olmuştur Mete.  Tahta oturan bu genç hükümdar nasıl biridir? Ne durumdadır diye merak eden Hunların komşusu Donghular Mete Han’a elçi gönderip atını ister. Bu büyük bir hakarettir. Mete Han’ın yanında bulunan her kes çıldırır. Mete Han onları sakinleştirir. “Komşumdan bir atı mı esirgeyeceğim. Buyrun, hanınız için kutlu olsun” der.

                Yaklaşık bir yıl sonra Donghular yeniden gelir ve Mete Han’ı yoklar. Bu kez eşini ister. Bu daha da büyük bir hakarettir. Mete Han’ın otağında elçilere Bağıranlar, sinirlenenler olur. Mete yine ortamı sakinleştirir: “Komşumdan bir kadını mı esirgeyeceğim” der. Cariye kızlardan birini elçilerle yollar.

Donghular’ın keyfi yerindedir. Onların gözünde Mete Han kendilerinden korkan bir görüntü çizmektedir. Mete Han’ı yine bir yoklamak isterler. Bu kez elçiler gelir ve Mete Han’dan toprak isterler. Donghular’ın kurumsal olarak istediği son şey de bu olmuştur. 2 yahut 3 yıl boyunca sesini çıkarmayan Mete Han, tüm taşlar yerine oturunca Donghular’ın başlarında kim varsa savaşta öldürüp, Donghular’ın toprağını da, Halkını da Hun’lara katmıştı.

Bu kez gelin, Hunların ardılı olan Göktürklere bakalım.

Göktürkler’in ilk kağanı Bumin Kağan Cücenlerin vassalıdır. Demir – Çelik – Silah üreten bir ekonomiye sahiptir. Bumin, Cücenler’ın kağanı Anagui'nin kızı ile evlenmek ister. Ama yanıt çok serttir Bumin Kağana… “Senin gibi demirci bir kölem benim kızımı hangi cesaret ve cür'etle nasıl isteyebilir?” Bumin Kağan bir süre sessiz kalır. Bumin Kağan ve Göktürkler’in kurucuları demire çifte su vererek yeni silahlar hazırlarlar. Sonrasında da ne Cücenler kalır, ne de kağanları.

Bu örnekler listesini çözüm sürecinde “Megri Megri” ye alkış tutan, ardından da hendek kazanların S.İ.H.A. lar ile mağaralarından burunlarını dışarıya çıkartan teröristi “moleküllerine ayıran” Türkiye Cumhuriyeti Devletine kadar uzatabiliriz.

ÇOKOMELLİ YERE GELİYORUZ.

2004 Yılında 5199 sayılı Hayvanları Koruma yasası yürürlüğe girdi. Bu yasa Neler getirdi. Birçok metinde olduğu gibi, yasa metinlerinde de az önemli kısımlar ve çok önemli kısımlar vardı. Bu yasanın çok önemli kısmı ise başıboş köpeklerin itlafını yasaklanması, sokaklardaki başıboş köpeklerin kısırlaştırılarak, itlaf edilmeden; kısırlaştırma ile önce kontrol altına alınması, ardından da bitirilmesi hedefleniyordu.

Ama hayal edilen sonuca ulaşılamadı. Yasanın amaçlarını gerçekleştirecek mekanizmalar çalışmadı. Yahut çalıştırılmadı. Yasanın yürürlüğe girmesiyle dernekler kuruldu, işim içine “Aktivist” denen kişiler girdi, mama üreten firmalar girdi, bazı ruhsal sorunlu olan kişiler girdi, şirketler girdi, uluslar arası organizasyonlar girdi ve sonucunda 2004 yılında 400.000 ila 800.000 arasındaki başıboş köpek nüfusu 10.000.000 (Yazı ile on milyon) dan daha fazla artış gösterdi.

Yasa belediyelere başıboş hayvanları aşılama, kısırlaştırma görevi verirken, algısal boyutta dernekler, eylemsel boyutta “Aktivistler” belediyelerin geçici barınma ve rehabilitasyon merkezlerinin “ÖLÜM KAMPI” olduğunu, buraya giren köpeklerin belediye tarafından öldürüldüğü algısını yayarak belediye çalışanlarının aşılamak ve kısırlaştırmak için başıboş köpeklerin sokaktan almalarını ve geçici barınma ve rehabilitasyon merkezlerine götürmelerini engelledi. Belediye çalışanlarına saldırıldı. Belediye başkanlarının makamlarında bazı “Aktivistler” eylemler yaparak belediye yönetimlerini yıldırdı.

Sonuç? Artan başıboş köpek sayısı, bu başıboş köpeklere verilen mama miktarı artışı, sosyal medya üzerinde bazı kimselerin korsan bağış toplaması, derneklerin ihale ile fatura karşılığı mama alıp dağıtmaları (Ama bu ihale şartnamesine uyan firmaların sadece dernek yöneticilerinin akrabası olan firmalar olması, 50 TL fiyatlı mamalara 150 TL fatura kesilmesi vb durumlardan oluşan haklı, haksız ve kitabına uydurulmuş rantlar) sonucunda burada bir ekonomi kurulması

Gerilla Marketing denen kavramın bambaşka bir boyutta yaşandığı ülke oldu Türkiye. Başıboş köpeklerin beslenmesi, çoğaltılması, bazı “ÜNSÜZLEŞMİŞ ÜNLÜLERİN” olaya katılması ile bu market daha da büyüdü. Kimi para kazanıyor, kimi ruhsal sorunlarını maskeliyor, kimi sivil toplum kuruluşlarında makam kazanıp, protokolde kendine yer buluyor, kimi sadece yapıla algılar sonucunda bu kervana katılıyordu. Ama ortada bir gerçek vardı. Başıboş köpek sayısı her geçen gün artıyor, rant büyüyor, bu ranttan nemalanmak isteyen kişi sayısı artıyordu.

Üstelik bu mama dağıtımı o kadar kolay suiistimal edilebilirdi ki. Bir belediye ihale ile 100 ton mama aldı gösterse, gerçekte ise 2 – 3 ton mama dağıtsa, kim ispat edebilir ki? Fatura kesilmiş, mamalar dağıtılmış, denetimciler tüm belediye çalışanlarının kafasına kamera takıp video kayıt mı alıyor ki?

Bir örnek verelim

Bir belediye 100 Ton mama faturası aldı. Ama 2 yahut 3 ton mama dağıtıldı. Kim nasıl denetleyecek? Sokaktaki başıboş köpek sayısı kayıtlı değil, bir köpek ne kadar mama yer belli değil. Diyelim ki Başıboş köpek sayısı belli. Bu köpeklerin günlük yiyeceği miktar da belli. Denetimci ya da müfettiş belediye çalışanına yahut yöneticisine soruyor: “bu kadar sayıda başıboş köpek en çok 10 ton mama yiyebilir. Siz bu şehre 100 Ton mama dağıttığınız söylüyorsunuz. Mümkün değil bu” dese, bu rantın kesilmesini istemeyen belediye çalışanı ya da yöneticisi : “Müfettiş bey, biz mamaları döktük, dağıttık. Köpekler yedi, kediler yedi, kargalar yedi. Yenmemiş olanlar da yağmurla eridi ve toprağa karıştı” dese nasıl kanıtlayabilirsiniz?

Yani dernekler, belediyeler, bazı şirketler, kurumlar, sosyal medya hesapları, müstear isimli gerçek kişiler bu işten yolsuzluk yaparak ceplerini doldura bilir mi? Doldurur tabi. Hem de ne doldurmak.

BU PARADA ÇOCUK KANI VAR

Bu tatlı paranın bir de kanlı yüzü var. Başıboş köpeklerin çoğalması, daha çok mama satışı, daha çok haklı – haksız kazanç demek. Ama işin kanlı boyutuna bakacak olursak,  başıboş köpekler yasa kanun, ayıp falan anlamayan, bilmeyen ve yapay seçilim baskısıyla kurtlardan devşirilmiş bir tür. Yani daha önceki yazılarımda bahsettiğim gibi  : “Allah kurtları yarattı. İnsanoğlu yapay seçilim baskısıyla bunları köpeğe (ç)evirdi. Bu köpekler başlarında insan olmayınca genetik kütüphanesinde bulunan “Kurtlar gibi sürüler oluşturarak hayatta kalma” seçeneğini kullanıyorlar. Ama bunu da kötü uyguluyorlar. Çünkü insan gibi aklı ve muhakeme yetenekleri yok. O zaman ne oluyor? İnsanların bilmediği, anlamadığı nedenlerle bu sürüler kendilerince bazı alanları sahipleniyor. Siz oradan geçerken saldırıyor ve insanları yaralayıp – öldürüp kan döküyor.

Her gün binlerce saldırı gerçekleşiyor. Bunların bir kısmı kayıt altına alınırken, bir kısmı da kayıt altına alınmıyor. Isırılan kişi hicap duyup bunu bildirmiyor, şikâyet etmiyor. Kimileri aşı bile olmuyor. Kayıt altına alınanlar ise kamuoyu ile paylaşılmadığı için, saldırıya uğramayanlar da zannediyor ki Köpek saldırıları çok çok az tekil olaylar. Saldırıya uğrayanlar da refleks halinde sesini çıkardığında bu ekonomik, sosyal, siyasal, makam ve mevki rantından dolayı bir kitle organize şekilde sosyal medyada inanılmaz bir linç başlatıyor. Bir çok insan bir anda köpek saldırısına uğramış kişiye sosyal medya hesaplarından  hakaret ediyor, beddua ediyor, tehdit ediyor, patronlarını arayıp, linç ettiklerin kişiyi işten çıkartmazlarsa, bu şirketi de linç edeceklerini söylüyor. Kişi kendi işini yapıyorsa bu kez müşterilerinden ulaştıklarına linç tehdidi ve boykot tehdidi ile bu kişiye iş vermeleri konusunda tehditler savuruyorlar. Telefonla arayıp, cimer’e şikayet edip, savcılığa suç duyurusunda bulunup kişiyi işinden gücünden alıkoyuyorlar, iftiralarla itibarsızlaştırıyorlar.

Kişi aynı anda 300 – 500 civarında insanın kendisine küfür hakaret, tehdit yapılınca korkusundan dava da edemiyor. Dava etmeye kalksanız ne mi oluyor? Siz acemice elinizde 500 şikayet dilekçesi hazırlıyorsunuz. Avukat arkadaş biliyor ki bu kadar dava dosyası “Kabul edilmeyecek” ama kendisi vekalet ücreti alacak. Siz de zannediyorsunuz ki adalet yerini bulacak. Sosyal medya siteleri bu linç yapan kişilerin adres, internet bağlantı numaralarını vermiyor(du) ve sizin davalar düşüyordu. Fakat avukatınız “dosya masrafı benden olsun” demiyor, “vekalet ücreti istemiyorum” demiyordu…

Bütün bu süreçler devam ederken 300.000 ısırılma vakası yaşanıyor (ki bunlar kayıtlara geçenler) Çocuklar ölüyor. Kimini başıboş köpekler parçalıyor, kimi insanlara saldırdığında canını korumak için kaçmaya çalışan insanlar yola fırlıyor ve araç altında kalıyor.

Mehmet ÖZER. Kayseri Hacılar İlçesi Yaş : 14

Davut SANA Şanlıurfa Viranşehir İlçesi Yaş : 2 (yazıyla 2. Yani bebek)

Ruken KOLCU Van Tuşba İlçesi Yaş : 6

Rojin YAKIT İzmir Menemen İlçesi Yaş : 13

Halilcan GÜREN İzmir Bergama İlçesi Yaş : 14

Erinç PÜTÜN Eskişehir Merkez Yaş : 34

Hatip SAYILGAN Adana Yaş : 60

Emine YILDIZ Manisa Selendi İlçesi Yaş : 86

Çiçek BOZTAŞ Elazığ Yaş : 82

Bu insanların hepsi başıboş köpekler tarafından öldürüldü ÖLDÜRÜLDÜ bakın bir daha heceleyerek yazıyorum, ÖL – DÜ – RÜL – DÜ.

GÖMLEĞİN DÜĞMELERİNİ ÇÖZMELİYİZ

            Göleğin ilk düğmesi yanlış deliğe iliklendiği zaman diğer tüm düğmeler yanlış deliklere iliklenir. 2004 yılındaki yasa;  kanun yapıcının beki merhametinden, belki dikkatsizliğinden, belki fazlaca iyi niyetinden, belki konu hakkında tarafları değil de “Bir tarafı” dinlediğinden ya da bambaşka bir nedenden dolayı yukarıda anlattığım tabloyu yaşıyoruz. Aradan geçen 17 yılın sonunda yapılan kanun ve toplumun bazı kesimleri nedeniyle sorun en az 12’ye katlandı. Belki de daha fazla katlandı. Mağdur olanların sayısı arttıkça başıboş köpeklere, bu köpekleri arkalayan insanlara derneklere, belediyelere, siyasetçilere tepki çığ gibi büyümeye başladı. Artık bu kanunun değişmesi gerekiyordu. Rant peşinde koşan bir takım kişi ve kurumlara yol vermeyen, önce insan hayatı ve güvenliğini düşünen bir yasa yapmak gerekiyordu.

            Ve bu yasanın bir “Hayvanları koruma yasası” değil, “HAYVAN HAKLARI YASASI” olması gerekiyordu. Çünkü; hayvanları koruma kanunu olsa, hapis cezası gibi müeyyideler olmayacak. Tıpkı insan hakları gibi  bir hayvan hakları yasası olursa o zaman hayvanları öldüren kişiler hapis cezası alacak. Bu “Hayvansever” olduğunu iddia edenler neden böyle bir hayvan“HAK”ları istiyor? Çünkü 3 yaşındaki evladı köpekler tarafından ısırılmış, organ kaybı yaşamış, hatta can kaybı yaşamış bir baba; bu zulmün karşısında bir infial yaratabilir, bu infial bu toplumsal olaya dönüşebilir, ve tüm vatandaşlar sokakta köpek avına çıkabilir,  gizli gizli zehirlemeler, açıktan açığa zehirlemeler yapılabilir; bunun sonucu olarak da yıllık 1.500.000.000 TLbir rant ortadan kalkabilirdi. Paranın miktarını yazıyla da yazayım BİR MİLYAR BEŞYÜZ MİLYON TÜRK LİRASI. Ve bu rakam her Allah’ın günü artan köpek sayısı kadar artıyor.

Yasa bir an önce köpekleri insanlardan korumak üzere hazırlanmalı,  sokakta köpek öldürmek hapis cezası ile cezalandırılmalı ve insanlar bu rantçıların gayrı resmi geçim kaynağı olan başıboş köpeklerden yasal bazda da korkmalıydı. Çünkü halkta giderek yükselen bir başıboş köpek şikayeti oluşmaya başladı.

            Şimdi anladınız mı neden “HAYVAN HAKLARI YASASI HEMEN” diye çığlık attıklarını?

Hükumet 2004 yılında yaptığı yanlışın daha büyüğünü yapmak üzereyken bahsi geçen rantçılar “HAYVAN HAKLARI YASASI HEMEN, YASAYI ÇABUK YAPIN” diye hükumete baskı yapmaya başladı. Baktılar ki bu yasa gecikiyor, hükumeti açık açık tehdit ettiler : “BİZİ SOKAĞA DÖKMEYİN” diye sosyal medya tagları yapıldı, saati 1000 Amerikan Doları fiyata saatlerce “Trend Topic” yapıldı bu taglar. Bu durumun bir tür “2. Gezi Parkı Eylemi” oluşturabileceğini yazan gazeteler oldu.

            TARİH BUNUN NERESİNDE?

            Peki, tarih bunun neresinde? Şurasında, Türk Devleti bi durur, bir lattan alır, bir bakar… Haksızlık şebekelerine bir süre yol verir, tabiri caiz ise içlerine “Sızar” sonra da “OSMANLI TOKADINI” yüzüne yapıştırıverir. Yazının baş tarafında verdiğim örneklere benzer yüzlerce olay yazılıdır bu devletin tarihinde.

            Ama bu rantçıların, onlardan önceki rantçıların ve daha da önceki rantçıların anlayamadığı bir şey var. TARİH SAVAŞLARIN KRONOLOJİK LİSTESİ, SEBEP – SONUÇ METİNLERİ DEĞİLDİR.

            Bu “Bizi Sokağa İndirmeyin” diyerek hükumet tehdit edildikten sonra ben ne mi yaptım? Mebzul miktarda çekirdek stokladım. Bu rantçıların düşeceği halleri endişeyle izlemek için sabırsızlıkla bekliyorum.

Yorumlar

  1. Köpekperestlerin sonu yaklaşıyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İsteyen istediği şeye tapar. sorun bu değil. Sorun Ahlak sorusunu.

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Putperestlik Bitti mi? Bölüm 08

  “Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak" ( Hristiyanların Kutsal Kitabı İncil'de Yuhanna 8:31'de bu söz yer alır. ) Bir arkadaşıma yazılarımı okuttum. Nasıl olmuş dediğimde : “seni tanımasam roman yazmışsın ama çok uçuk olmuş derdim” dedi. Evet. Bu bir roman olsaydı belki de her şey daha güzel olurdu. Bu yazılar toplanır ve belki bir gün roman olarak yayınlanır. Ama gerçeğin bu kadar pervasız olduğu kimseye malum olmaz. Bir önceki yazımızda nasıl bir mücadele yöntemi kullanmamız gerektiğinden bahsetmiştim . Bu köpekperestlere hiç yanıt vermeyeceğimiz anlamına gelmiyor. Saçma sapan, deli saçması argümanlarına sessiz kalmak, maça 1-0 geriden başlamak demektir. Gerçi bu cevapların bazılarını daha önceki yazılarda yayınlamıştım. Ama toplu bir “ Saçma sapan argümanlara adam akıllı yanıtlar ” yazısı da şurada kenarda dursun. Bizler gelip hayvanların yaşam alanlarını işgal ettik               ...

NEDEN KÖPEKLERE TAPIYORLAR? Bölüm 01

                “Kalabalıkta en çok sesi çıkan oradaki en zayıf kişidir.” American Gangster  (Replik)       Mutlaka siz de rastlamışsınızdır. Sosyal medyada büyük harfle yazan, "Vijdan" yazan, başıboş köpeklerin sorun olduğun söyleyen her kese beddua eden tipler vardır. karşıtı olarak gördüğü her insana tehditler savuran bu kişiyi ya da kişileri hatırladınız değil mi? neden böyle yapıyorlar dersiniz? kendilerinin öne sürdüğü gibi "hayvan sever" oldukları için mi? haydi gelin, şu zavallıları biraz tanıyalım, örneklerle anlatalım.      Kişilik nedir? kaç çeşit kişilik vardır? bu sorunun yanıtını her insan kendince verebilir. Yok mu bunun bir net tarifi? Olmaz mı? var tabi. Buyursunlar efendim, Florance Littauer isimli yazar, bu sorunun yanıtını çok kapsamlı şekilde vermiştir. Kişilik denen şeyin "Efradını cami, Ayarını mani" tarifini verdiği kitabı "Kişiliğinizi Tanıyın"  sizlerin de bu konuyu etraflıca öğren...

Putperestlik Bitti mi? Bölüm 05

  “Bütün uyuyanları uyandırmaya bir tek uyanık yeter.” Malcolm X Canisteistlerin saçma sapan argümanlarına yanıt verdiğimiz serimize devam ediyoruz. Bu beşinci yazı. Ama ne dediğimizi, nelerden bahsettiğimizi anlamak için lütfen bu serinin dana önceki yazılarımızı da okuyun. Yoksa “N’oluyo ya?” der kalırsınız.                 İşin rengi çok, ama çok belli aslında. Birileri, sermaye hareketleri arasındaki küçük boşluğu açtıkları sektör ile doldurmak için uğraşıyor. Normal şartlar altında bir sektör başlatılırken önce bir fizibilite raporları hazırlanır, üst düzey basın, iş dünyası, siyasi parti temsilcileri, sivil toplum kuruluşları gibi   bazı organizasyonlara tanıtım toplantıları yapılır. Pazarlama ağları reklamlarla çalışmaya başlar, tüketici davranışları belirlenir, istatistik çalışmaları yapılır vesaire…                ...